Anneme Mektup

Mustafa Özbilen

Sevgili Anneciğim,

Epey bir zaman oldu senin için kalem ve kâğıda vuslatı yaşatmayalı. Haklısın, seni bu konuda ihmal etmiş bulundum belki ama sanma ki gönül dünyamda da seni ihmal ettim. Sen hep ordasın… Sensin, benim bu dünya da var olmama sebep olan…

Zaman su gibi akıp geçiyor be anneciğim… Bundan tam otuz üç yıl önce, elinde ufacık bir bebekken, şimdi ufacık bir bebek bekleyen kocaman bir evladın oldum. Biz büyüdükçe, sen bizim sevinç ve dertlerimizle daha çok büyüdün. Derdimizle dertlendin, halimizle hâllendin…

Köy yaşantısıyla birlikte, zaman zaman bizden ayrı düşüp, kısa süreli hasretlik yaşarken, birden kaşla göz arasında bize olan hasretin, gurbete dönüşüverdi. Ayrılık değildi mesele, ayrı kalabilmekti gerçekte… Et tırnaktan ayrı kalamazken, ana evladından ayrı kalmak mecburiyetinde kalmıştı… Anne karnında ilk nefesin üflenmesiyle başlayan fedakârlık, ayakta değil, yürekte bir prangaydı artık.

Sen milyonlarca anne gibi, şu kadarcık ömrüne ne kadar çok şey sığdırdın anne… Tebessümün az olduğu, ıstırabın ise çok olduğu onca şey… Canımızın sıkıldığı anlarda, yüreğin kan bağlasa da, en büyük desteğimiz sen oldun. Acziyetimiz, teselline mani olamadı. Hep bir uğraş içindeydin… Ve hiçbir uğraş kendin için değildi… Sadece bizim için… Bizler için…

Tam on dokuz yıl önce… İlk mektubum sanaydı… Senin sevgini iki eşit parçaya bölüp bizleri öyle sevdiğini yazmıştım… Yanılmışım anne… Sen evlatlarını sevgini pay ederek değil, milyonlarla çarparak öyle severmişsin… Sevginden hiçbir vakit, tek bir malzeme dahi çalmazmışsın…

Anneciğim,

Gözyaşların… Bizim için akıttığın gözyaşlarının zerresini şu dünyaya değişmem ki anne… Bilirim ki “akarsu nerdeyse orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur”. İnsan hiç kendisine tahsis edilen rahmetten imtina eder mi? Akıttığın her damla sen sanırsın ki yere düşer, oysaki her zerresi yüreğimize akan bir akarsu gibidir… Yeşertir çorak yüreğimizi… Rahmet tomurcuklanır… Merhamet sarar bedenimizi… Sevgiyle yanar ruhumuz… Ve bir adım daha yaklaşırız en sevgiliye…

Seni çok sevmek için o kadar nedenim var ki, anne… Sadece karnında aylarca taşımış olmak kâfi iken, onunla yetinemem ki ben…

Ben senin bizlerden hiçbir karşılık beklemeden icabında canını bile ortaya koyabileceğin anneliğini seviyorum. Eşimi bir elkızı gibi değil de, onu kızın gibi sahiplenmeni, onu koruyup kollamanı seviyorum. Yıllar önce yeğenim doğmadan önce ördürdüğün güzel kıyafetleri, daha ben evlenmeden önce, çocuklarımıza haksızlık olmasın diye bizler içinde ördürürken gösterdiğin inceliğini seviyorum. Ne kadar çok kalbin kırılırsa kırılsın, olabildiğince anlayışlı olabilmeni, bazı haksızlıklara karşı sırf huzursuzluk olmasın diye nice tahammül göstermelerini seviyorum. Onca zorluklarla mücadele ederken ortaya koyduğun dik duruşunu seviyorum. Bir kadın olarak bir anne olmanın inanılmaz sorumluluğunun bilincinde olmanı ve hayata karşı gösterdiğin yaşama gücünü seviyorum.

Bu dünya da varlığını bilmek bile seni seviyor olmama öyle büyük bir sebep ki anne… Yokluğunu bir an dahi olsa düşünmek bile istemiyorum… İçim acıyor, sonra gözlerim buğulu oluyor. Sonra kayboluyorum o buğulu gözlerin içinde… Seni arıyorum…

Oysa sen hep, babamı senden daha çok sevdiğimi zannederdin. Belki de bilirdin, anne sevgisiyle baba sevgisinin kıyas edilemeyeceğini… Tıpkı abimle bana olan sevgin arasında bir kıyas yapılamayacağı gibi… Sen sadece hissetmek istemezdin, biraz da duymak isterdin herhalde. Sen merak etme anne, sana olan sevgimizi sadece hissetmeyecek, sadece duymayacaksın. Torunlarınla birlikte hissederek duyacaksın.

Kelimeler hislerimi seninle paylaşırken nedense eksik kalıyor anne. Dizine yatıp saçlarımla oynarken içimdeki huzur patlamalarını tam anlamıyla paylaşamıyorum seninle. Haksız olduğum zamanlarda, haddimi aşarak kalbini kırdığım zamanlardaki duyduğum pişmanlığı anlatamıyorum kelimelerle. Belki yanında olmalıyım. Sessizce gözlerine bakıp, usulca akıttığım gözyaşlarım tercüman olur belki hislerime. Sen yine affeder, merhamet oklarını saplarsın yüreğime. Gözyaşların yine bir akarsu olur, yeşertir rahmet tomurcuklarını. Tüketir içimdeki ne kadar pislik varsa, arındırır beni tüm karanlıklardan… Sarılırsın bana tüm sıcaklığınla. Eritirsin içimin buzunu. Kış aylarından yaz aylarına tılsımlı bir yolculuk yaparız tüm sevdiklerimizle… Belki o zaman bir adım atmış oluruz, hakikatin eşiğine… Bir adım daha atmış oluruz Yaradan’ın rahmetine…

Sevgili Anneciğim,

Her ne kadar ayrı yerlerde olsak ta, kalbinin ve ruhunun bizlerle olduğunu biliyorum. Unutma bu ayrılıklar, aynı zamanda en güzel kavuşmaların habercisi. Özlemlerimiz, mesafelerle artıyor olsa da, sevgimiz, sana olan bağlılığımız da o denli artıyor. Akıbetimiz senin kalbinden ve ruhundan geçirdiğin tüm iyi dileklerle birlikte, bize olan sevgine bağlı. Bizleri ne dilinden, ne de yüreğinden eksik etme anneciğim.

Ne mutlu ki, cennet sizin ayaklarınızın altına serilmiş. Makamının kutsiyetiyle bizler, senden razı evlatlarınız. Ümit ederim ki sende bizlerden razı olursun…

Nasırlı ellerinden, cennet kokan ayaklarından öperim.

Hürmetlerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir